• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası

Kadriye Faik Koparan İlkokulu       1/B SINIFI  
                                                        Ufuk VURAL

Fıkralar

KÜSMÜŞ
Bir toplulukta Cemal çok güzel bir fıkra anlatmış. Herkes çok gülmüş. Temel kaşları çatık duruyor.
- Sen neden gülmüyorsun, diye sormuşlar.
- Ben oğa küsüm, eve cidince cüleceğum,


 
FİL  
İki arkadaş teneffüste konuşuyorlardı:
- Bugün bir bebek gördüm, fil sütü içerek bir haftada yedi kilo almış.
- Çok tuhaf. Kimin bebeğiymiş bu.
- Filin!
   

                
     AT

 Birinci sınıf öğrencisi okuldan dönünce annesine: - Bugün öğretmen bize atlardan söz etti. Ama ben atın ne olduğunu hâlâ anlayamadım, dedi.
- Neden? diye sordu annesi.
- Öğretmen; Atın yavrusuna tay, dişisine kısrak, erkeğine aygır derler,dedi.
- Bunda anlaşılmayacak ne var çocuğum?
- Peki anneciğim, ne zaman ata at diyorlar?
 



             KULAK

Temel, bir gün inşaatta çalışırken bina yıkılır ve göçük altında kalır. Temel'i çıkarıp hemen hastaneye götürürler. Kulağı kopmuş ve kaybolmuştur. Bir süre sonra kulağı bulup getirirler. Doktor tam yerine dikmek üzereyken Temel itiraz eder:
- Durun bu benim kulağım değil!
Doktor:
- Niye?
- Çünkü benim kulağımın arkasında kalem vardı... ,

  

Babası okuldan dönen oğluna:
- Bugün okulda ne yaptınız? diye sormuş
Çocuk:
- Fen Bilgisi dersinde deney yaptık.
- Peki yarın ne yapacaksınız?
- Deneyde yıkılan duvarı yapacağız babacığım…

 Hiçbir şey bilmiyorsun
Öğretmen sınıfın yaramaz oğlanlarından birini sözlüye kaldırmış:
- Söyle bakalım, senin 5 liran var, gidip babandan da 15 lira istedin, toplam kaç liran olur?
- 3 lira öğretmenim.
- Anlaşıldı sen matematik hakkında hiçbir şey bilmiyorsun...
- Öğretmenim, asıl siz benim babam hakkında hiçbir şey bilmiyorsunuz!...

 

Birinci sınıfa başlayan çocuklara öğretmen, babalarının mesleklerini soruyordu: “Söyle bakalım Tuna, baban ne iş yapıyor?” Tuna: “Otobüsleri kaldırıyor efendim.” dedi. Bir sıra önde oturan bir çocuk yanındaki arkadaşına yavaşça sordu: “Pekiyi anlayamadım, neymiş babası?” Arkadaşı büyük bir saflıkla cevap verdi: “Vinçmiş, vinç!..”

 

Ev kadını ilkokul diploması almak için imtihana girer. Tabiat bilgisinden sınıfta kalır. Sorular şöyledir:
- Mide ne iş yapar?
- Sindirim yapar.
- Akciğer ne iş yapar?
- Solunum yapar
- Kalp ne iş yapar?
- Dolaşım yapar.
- Beyin ne iş yapar?
- Kapıcılık yapar...

Ozan heyecanla eve geldi. Kapıdan girer girmez: "Anne yandın..." dedi. Annesi telaşla sordu: "Neden yandım yavrum?" Ozan üzülerek cevap verdi: "Öğretmenim, 'senin dersine yardım edeni bir görsem dayaktan öldüreceğim' dedi!.."



Sınav
Küçük Levent annesine telgraf çeker: "Sınavım kötü geçti. Babamı hazırla..." Telgrafa yanıt gelir: "Babanı hazırladım, sen kendini hazırla!.."

   

Ne Arıyormuş

Bir gece Nasreddin Hoca'nın canı çok sıkılır. O da biraz dolaşmak için dışarı çıkar. Ama o zamanlar geceleri dolaşmak yasakmış. Bekçi Nasreddin Hoca'yı görünce yanına gider.

- Hey, Hoca Efendi! Geceleri dolaşmanın yasak olduğunu bilmiyor musun? Söyle bakalım burada ne arıyorsun? diye sorar. Nasreddin Hoca hemen bir cevap bulur.

-Şeyy. Uykum kaçtı da onu arıyorum!

 

 

Parayı Veren Düdüğü çalar


Bir gün Nasrettin Hoca pazara giderken çocuklar etrafını almışlar. Hepsi birer düdük ısmarlamış, ama para veren olmamış.

Hoca çocukların tümüne olumlu cevap vermiş:

- Peki, olur...

Çocuklardan yalnız biri, Hoca'ya şunları söylemiş:

- Şu parayla bana bir düdük getirir misin ?

Hoca akşama doğru pazardan dönmüş. Yolunu bekleyen çocuklar hemen

Hoca'nın etrafını sararak düdüklerini istemişler.

Nasrettin Hoca, cebinden bir düdük çıkarıp kendisine para veren çocuğa uzatmış.

Ötekileri bağırmaya başlamışlar:

- Ya bizim düdükler nerede?

Hoca'nın cevabı kısa ve anlamlı olmuş:

- Parayı veren düdüğü çalar.

 

Çömlek Hesabı


Ramazan günlerini hesaplamak için bir çömleğin içine her gün bir taş atar, Hoca. Bir avuç taş doldurur çömleğin içine Hoca'nın yaramaz oğlu, muziplik olsun diye.
Bir zaman sonra arkadaşları: "Bugün Ramazan'ın kaçı acaba? diye sorarlar Hoca'ya. Hoca'da: "Şimdi eve gider öğrenirim. Biraz sabredin." der ve evinin yolunu tutar.
Çömleği boşaltır; bir sayar, iki sayar... Taşların yüz yirmi beş tane olduğunu görür. Şaşkın bir halde döner arkadaşlarının yanına Hoca. "Arkadaşlar, bugün, Ramazan'ın kırk beşi" der.
Hoca'nın bu cevabına gülüşürler arkadaşları. Aralarından biri:
"Aman Hocam, bir ay otuz gündür. Hiç Ramazan'ın kırk beşi olur mu?" diye itiraz eder.
Hoca, biraz şaşkınlık biraz da kızgın bir ifadeyle: "Ben yine insaflı davrandım. Benim çömlek hesabına bakacak olursak; bugün Ramazan'ın yüz yirmi beşi!"der.



Eşeğe Ters Binmek

Nasreddin Hoca bir gün yabancı bir köyde misafir olur. Cuma günü O'nu kürsüye çıkartırlar. Güzel bir vaaz verir. Herkes pek memnun kalır. Camiden çıkınca Hoca'nın eşeğini getirirler. Köylülerin hepsi ona hizmet etmek için adeta yarışırlar. Hoca eşeğine binerken biraz düşünür. Sonra eşeğin üstüne ters oturur. Herkes hayret eder. Köylülerden biri dayanamayıp sorar :
- Hocam der. Kusura bakma ama eşeğe niçin ters bindiğini sorabilir miyim?
Hoca tebessüm ederek cevap verir :
- Eğer düz binip önünüze geçseydim siz arkada kalacaktınız. Siz öne geçseydiniz, bu defa ben arkada kalmış olacaktım. Böyle ters binince size arkamı dönmemiş oluyorum. Sebebi bu...

 

Eşek kaybolunca

Nasrettin Hoca'nın eşeği kaybolunca arkadaşları üzülmüş ve eşeği aramaya  koyulmuşlar. Hoca ise, bunların arasında "Allah'a şükürler olsun, Allah'a şükürler olsun" diye dolaşıyordu. Arkadaşları dayanamayıp "Hoca efendi, biz üzülüyoruz ve eşeğini arıyoruz, sen ise şükürler olsun diye adeta seviniyorsun. Bu ne haldir!" deyince:
Hoca:
-Ben, eşeğin kaybolmasına değil, eşeğin üzerinde ben olmadığıma şükrediyor, seviniyorum. Yoksa 4 gündür ben de yitik olacaktım...

 

Kara kaplı

Bir keresinde, Hoca Aksehir'de mahkemeye kadı tayin edilir. Bir gün bir adam koşarak mahkemeye gelir ve Hoca'ya:
-Farz edelim iki inek mera da dövüştü ve biri öldü, Hoca Efendi. Öldürenin sahibi sorumlu tutulacak mıdır?
Adamın hilekâr gözlerini fark eden Hoca dikkatliydi.
-Yerine göre, der, hüküm vermeden.
-Karar vermene yardımcı olabilir, Hoca Efendi. Senin inek benimkini öldürdü!.
-Bu halde, genel olarak bilindiği gibi inekler hayvandır. Hayvanlara sebep bağlanmadığından dolayı, kesinlikle sorumsuzlardır. Bu yüzden de, sahibi sorumlu tutulamaz!
-Özür dilerim, Hoca Efendi, dilim sürçtü. Benim inek seninkini öldürdü demek istemiştim!
Bu haber üzerine, Hoca'nın kanı beynine sıçrar. Sakalını çeker, kalkar ve yeniden oturur.
-Bu ilk düşündüğümden daha karmaşık bir durum, der. Memurluğunun tüm ağırbaşlılığıyla kâtibine döner ve ekler "yanında ki rafta duran kara kaplı kitabı ver bakayım!"

 

Hoca Kaynanasını Nasıl Arar?

Hoca'nın kaynanası çamaşır yıkarken ırmağa düşmüş, sulara kapılıp yitip gitmiş. Kasaba halkı toplanıp aramaya koyulmuşlar kadıncağızı. Hoca da aramakta, ama herkes gibi ırmağın aktığı yöne değil de geldiği yöne doğru giderek...
Görenlerden biri şaşırmış bu işe ve seslenmiş Hoca'ya :
"Hocam sen ters yöne gidiyorsun!"
Başını adamdan yöne çeviren Hoca şu karşılığı vermiş :
"Sen benim kaynanamı tanımazsın birader. Dünyanın en ters kadınıydı o. Mutlaka cesedi de ters yöne gitmiştir."

 

Son Ümit

Nasreddin Hoca'nın çok sevdiği eşeği bir gün kaybolmuş. Hoca, eşeği aramak için, kırlara doğru açılmış. Bir taraftan da bir türkü söylemeğe başlamış.
Böylece dolaşıp dururken bir tanıdığına rastlar
Tanıdığı:
- Hoca. böyle türkü çağıra çağıra nereye gidiyorsun? diye sorar.
Hoca merhum da eşeğini kaybettiğini, onu aramakta olduğunu söyler.
Ahbabı:
- Bu ne iştir Hoca efendi? Benim bildiğim, insan eşeğini kaybetti mi, feryat eder, ağlar, dövünür. Sen ise türkü söylüyorsun!
Hoca, ona önündeki tepeyi gösterir.
- Bir ümidim şu dağın ardında kaldı. Eşeğimi orada da bulamazsam, o zaman siz dinleyin bendeki feryadı!

Hırsızın Hiç mi Suçu Yok?

Bir gün Nasreddin Hoca'nın eşeği çalınmış. Can sıkıntısı içinde durumu komşularına anlatınca her kafadan bir ses çıkmaya başlamış. Birisi :
-Hocam demiş niye ahırın kapısına iyi bir kilit takmadın sanki? Bir başkası:
-Evine hırsız giriyor da senin nasıl haberin olmuyor? diye konuşmuş. Bir diğeri de :
-Hocam demiş, kusura bakma ama eşeğin çalınmasına en büyük sebep yine sensin. Çünkü doğru dürüst bir ahırın bile yok. Nerden baksan dökülüyor. Hoca kızmış:
-Yahu demiş, iyi güzel de kabahatin hepsi benim mi? Hırsızın hiç mi suçu yok?

Kitaptaki Yanlışlar

Akşehir'e tayin edilen bir kadı halkın silah satmasını yasak etmiş. Küçük bir çakı taşımak bile suç sayılır olmuş. Görevli memurlar sıkı bir takibe ve kontrole başlamışlar. Bir gün Nasreddin Hoca'nın üstünü başını aramışlar. Kuşağın arasından kocaman bir bıçak çıkınca şaşırmışlar:
- Bu da nedir Hoca ? Sen silah taşımanın yasak olduğunu bilmiyor musun? demişler.
- Evet demiş, biliyorum. Fakat bu silah değildir. Kitaplarda bir takım yanlışlar görünce bunun ucuyla kazıyorum.
- Olur mu Hocam demişler, kocaman bir bıçakla kitaptaki yanlışlar kazınır mı?
- Olur, olur demiş Hoca. Siz bilmiyorsunuz ama bazı kitaplarda o kadar büyük yanlışlar var ki bu bıçak bile küçük kalıyor.

Hoca Kaynanasını Nasıl Arar?

Hoca'nın kaynanası çamaşır yıkarken ırmağa düşmüş, sulara kapılıp yitip gitmiş. Kasaba halkı toplanıp aramaya koyulmuşlar kadıncağızı. Hoca da aramakta, ama herkes gibi ırmağın aktığı yöne değil de geldiği yöne doğru giderek...
Görenlerden biri şaşırmış bu işe ve seslenmiş Hoca'ya :
"Hocam sen ters yöne gidiyorsun!"
Başını adamdan yöne çeviren Hoca şu karşılığı vermiş :
"Sen benim kaynanamı tanımazsın birader. Dünyanın en ters kadınıydı o. Mutlaka cesedi de ters yöne gitmiştir."

Bizim Tekir Nerede?

Hoca'nın canı bir gün etlice bir yahni ister...
Kasaba gidip bir okka et alır, eve gönderir.
Hoca'nın karısı yahniyi pişirirken komşuları çıkagelir. Gözü gönlü tok, eli açık olan kadıncağız komşularına yahni ikram eder. Komşular, yemeğin tamamını yiyip bitirir ve dönerler evlerine.
Bütün gün yahni özlemiyle akşamı zor eden Hoca evine döner. İştahla oturur sofraya. Biraz sonra karısı önüne bir tabak bulgur aşıyla bir kaşık koymaz mı? Hoca hiddetlenerek sorar ne olup bittiğini.
"Efendi," der karısı, "Eti bizim Tekir yedi."
Bu sözü duyan Hoca sinirlenerek eline bir sopa alır ve Tekir kediyi aramaya koyulur. Bir süre sonra Tekir görünür, bir deri bir kemik... Yürüyecek gücü yok, iskelet gibi...
Hoca şaşkın : "Hatun, yahnilik eti şu bizim Tekir mi yedi?" diye sorar. Karısı da "Evet Efendim, o hınzır yedi." diye cevap verir.
Bunun üzerine Hoca alır eline el terazisini ve tartar Tekir kediyi... Tam bir okka çeker Tekir. Bunun üzerine karısına şöyle çıkışır
Hoca :
"Hatun! Şu gördüğün bizim Tekir tam bir okka geldi. Öyleyse, yahnilik et nerede? Şayet et bu ise bizim Tekir nerede?"




Yorumlar - Yorum Yaz


Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam8
Toplam Ziyaret450056
Discovery